FORUM OÇG Ocak - Haziran 2009 Raporu hakkında
Bu rapor, yerel FORUM Ortak Çalışma Grupları'nın 2009 yılının ilk yarısındaki etkinliklerini, karşılaştığı olumlu ve olumsuz olayları, tepkileri ve sonuçları yorumluyor, öncelikle medya ve onun aracılığıyla kamuoyuna çalışmamız hakkında genel bilgiler ulaştırmayı amaçlıyor. Şimdi sıra siyasi partilerin genel başkanlıklarına sunulmasında. Sivil toplumun yasama sürecine etkin olarak katılmasını tüm partiler benimsediklerini söylüyorlar, bu çok olumlu. Ama öyleyse bu koltuklar neden hala boş? Vekiller müvekillerine ayıracak ayda birkaç saati ne zaman bulabilecekler, ya da bulamadıklarını söylemenin hiç de mantıklı ve hoş olmadığını ne zaman kabul edecekler?
Bu soruların yanıtını, genel başkanlarla görüşebilirsek onlardan alacağımız yanıtlardan çıkarabileceğimizi umuyoruz. Tabii bu yanıtların olumlu olacağını ve Ekim 2009'dan itibaren bu sorunun kökten çözüleceğini de umuyoruz.
Şimdi raporumuza dönelim. (Genel tanımlar, konuyu bilenler için gereksiz tekrar olacaktır. Ancak raporların yollandığı kişilerin eksik bilgi sahibi olabileceklerini düşünerek bu tanımlarla başladık.)
FORUM OÇG nedir?
Her ilde, orada var olan farklı sosyal yapıları temsil eden, sivil toplum ve meslek örgütleri temsilcileri ve kanaat önderlerinden oluşan 20 – 25 kişilik tartışma grupları.
Amacı nedir?
Türkiye’de ters olarak –tepeden inme- işleyen politik karar süreçlerini doğru yönde, yani toplumdan yönetime doğru etkileyebilmek. Ayda bir kez toplanarak, kendi seçtikleri genel ve yerel konuları, gene kendileri seçip TBMM’ne gönderdikleri milletvekilleriyle birlikte, aracısız, doğrudan, düzenli ve sansürsüz olarak tartışmayı amaçlıyorlar.
İlkeleri?
Üç genel ilkesi var: Birincisi –toplantıların adında dile getirilen- “Önyargıları kapı dışında bırakmak”, ikincisi “Bağcı dövmek değil üzüm yemek”, sonuncusu ise “Kararlar alıp uygulamak değil, önce birbirini duymak, anlamak, empati kurmak”. Gerisini kendileri belirliyor.
Şu anda kaç ilde FORUM OÇG var?
Haziran 2008’de 6 ilde başladı, yaz ayları boyunca 20 ilde çekirdekler oluşturuldu ve Ekim 2008’den itibaren FORUM’lar birbirini izlemeye başladı. Toplantıları –çeşitli nedenlerle- düzenli olarak sürdüremeyen bazı iller oldu, şu anda 18 ilde yapılıyor. (Alfabetik): Adana, Ankara, Batman, Diyarbakır, Edirne, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Malatya, Mardin, Sakarya, Şanlıurfa, Trabzon, Van.
TBMM tatili ile birlikte FORUM toplantılarına ara verilecek. Ama biz durmayıp aday olan illerde ön hazırlıkları yapıp çekirdekleri oluşturmaya çalışacağız. Hedefimiz Nisan 2010 sonuna kadar 40 ile ulaşmak, yani 81 ilin yarısında FORUM OÇG oluşması. (Bu illerde Türkiye nüfusunun üçte ikisi yaşıyor)
Benzeri platformlardan farkı ne?
Belediye ve İl Genel Meclislerinden farkı çok açık, onlar yasa ile kurulmuş ve sadece yerel konularla ilgili çalışmalar yapıyorlar, ayrıca KARAR alma yetkileri var. FORUM’lar bu iki noktada onlardan ayrılıyor. Çünkü hem karar almak gibi bir amacı yok, hem de genel sorunları, yerel sorunları ve yeni Anayasa konularını birlikte tartışıyor. Çeşitli konularda oluşturulmuş platformlarla, (Kent Meclisleri, Yerel Gündem 21, Tümikom gibi) oluşumlarla da “karar alma ve izleme” noktalarında farklı yapıda. Ancak bu, onlarla iç içe çalışmasına engel değil. Diğer sivil kuruluşlar gibi, bu sivil oluşumlar da FORUM’lara temsilci yolluyorlar çoğu ilde. Var olan hiçbir kurumun fonksiyonunu üstlenmeye kalkmadığımız gibi, benzer çalışmalar yürüten kuruluşlarla hemen iş ve güç birliğine gidiyoruz. Sivil toplum olarak anlamsız rekabetlerle tüketecek kadar çok enerjimiz de yok, zamanımız da.
Kimlerle iş ve güçbirliği yapılıyor?
Herkesle. STGM (Sivil Toplum Geliştirme Merkezi), İHOP (İnsan Hakları Ortak Platformu), YASADER (Yasama Derneği), PDD (Parlamenter Danışmanları Derneği) ve PMD (Parlamento Muhabirleri Derneği) ile yaklaşık 2 ayda bir yan yana gelip bir danışma toplantısı düzenlediği gibi, karşılıklı olarak birbirimizin çalışmalarını destekliyoruz. Ayrıca Ankara FORUM toplantılarının her birini konu ile ilgili bir kurumla birlikte yapmaya özen gösteriyoruz. (“Küresel Ekonomik Kriz” konulu toplantıyı TEPAV ile, “Nasıl bir Yerel Yönetişim?” konulu toplantıyı “Türk Parlamenterler Derneği” ile, “Toplumsal Uzlaşma Nasıl Sağlanır?” konulu toplantıyı İnsan Hakları Derneği ile birlikte yaptık.
Neler tartışılıyor, konuları kim belirliyor?
Şimdiye kadar iki gündem maddesi tartışılıyordu. Biri bütün Türkiye’nin tartışmakta olduğu “Genel” bir konu, diğeri ise yalnız o ili veya bölgeyi ilgilendiren “Yerel” bir konu. Ekim 2009’dan itibaren bunlara bir de “Anayasa” tartışması eklenecek. Konu dağılmasını önlemek için de bu üç konunun, mümkünse birlikte ele alınmasını öneriyoruz. Örneğin, genel konu olarak “Sağlık Reformu” tartışılacaksa, yerel konu olarak, bu değişikliğin o ilde nasıl yaşandığı somut örnekleriyle -yani hastanelerde ve eczanelerde neler yaşanıyor?- tartışılırsa, ve üçüncü olarak da “Anayasa’da sağlık hakkıyla ilgili maddeler ve devletin bu konudaki sorumluluğu” tartışılırsa konu dağılmaz, tüm boyutlarıyla incelenmiş olur.
Toplantı düzeni nasıl?
Toplantıların yönetimi o ildeki FORUM’un seçimine kalmış. Gene de önerilen ve olanaklar ölçüsünde uygulanan bir model var. Her toplantının bir kolaylaştırıcısı oluyor. Bu kişinin, farklı toplum kesimlerince saygı duyulan ve tarafsızlığına inanılan bir kişi olması çok önemli. Toplantı, genellikle seçilen konu üzerinde –öneren kuruluşlardan birince hazırlanmış- en çok 10 dakikalık yansız bir sunumla, sorunun anlatılmasıyla başlıyor. Sonra yaklaşık birer saat süre ile, katılımcılar tarafından önceden belirlenmiş olan bir “genel” konu ile bir “yerel” konu tartışılıyor. Ekimden sonra bunlara ek olarak bir de “Anayasa Konusu” geliyor. Yaklaşık 3 saat sürecek toplantının ortasında bir de kahve molası verilmesi öneriliyor. Toplantı tam zamanında –tek kişi gelmese bile- başlıyor. (Ciddiye alınmak için bu riski de göze almayı önemle öneriyoruz). İlan edilen saat dolduğunda ise, bu durum mikrofondan duyuruluyor ve isteyen gidebiliyor. Ancak devam etmek isteyenler olursa bir saat daha devam ediyoruz.
Karar almak yoksa konuşulanlar ne işe yarıyor?
Amaçlanan ilk nokta, her şeyden önce “herkesin birbirini duyması, dinlemesi ve -kabul etmese bile- anlaması”. Sadece bu yararı bile, kimsenin kendi ezberinden başka bir şey duymak istemediği ülkemizde önemli bir kazanımdır. Toplumdaki tüm farklı sosyal kesimlerin temsil edildiği, en az sayıda olanın bile sesini duyurabildiği bir yapıdan karar çıkmasını dayatmak, o yapının çökmesini istemek olur. Zaten konuşulanlar sadece orda kalmıyor. Belli bir sistem içinde rapor haline getirilerek web sitesinde yan yana yerleştiriliyor. Bu sayfa, araştırmacılar ve gazeteciler için de büyük kolaylık. Ayrıca her ay tüm FORUM çıktılarını özetleyen ve değerlendiren bir toplam rapor hazırlanarak hem kamuoyuna hem de milletvekillerine ve partilere gönderilecek.
Basının ilgisi var mı?
Yerel basının, evet. Hem haber oluşturmak için hem de yerel “Gazeteci Cemiyetleri” olarak bu aile fotoğrafında önemli bir yerleri olduğu için medyanın katılımı iki kez önemli. Zaten yerel basın olmasa “Boş koltuk” fotoğrafları gazetelere yansımasa, FORUM’ların ağırlıklarını giderek hissettirmeleri de mümkün olmazdı. Ana akım medyanın ilgisi ise şimdiye kadar ne yazık ki “hatır gönül” düzeyini aşamadı. Ancak FORUM’lar rüştünü ispat ettikten sonra durumun değişeceğini umuyoruz. Haziran’ın ikinci yarısında medyadaki “Genel Yayın Yönetmenleri”nden istenen randevuların göreceği ilgi veya ilgisizlik bunu bize anlatacak.
Şimdiye kadar karşılaşılan belli başlı güçlükler
A. Milletvekilleri ve siyasi partiler tarafında gözlemlediklerimiz:
1. Sivil toplum gerçekten ciddiye alınmıyor. Vekiller oyu halktan aldıkları halde kendilerini Genel Başkan’a karşı sorumlu hissediyor. Buna neden olan şey, kimin milletvekili olacağına dair son kararı onun vermesi. Milletvekillerinin son 6 aylık devam karnesi acıklı:
Yapılan toplantı sayısı : 98
Milletvekili katılım ortalaması: % 5
Sivil Toplum katılım ortalaması: % 71
Evet, acıklı bir tablo.
2. Sivil toplumla ilişkiler fantezi işler, “Vakit bulunursa yapılabilecek işler” kategorisinde. Bu çalışmayı hemen herkes olumlu ve yararlı buluyor, ancak sürekli “çok meşgul” olduklarını, ayda bir toplantıya “vakit bulurlarsa” katılabileceklerini açıkça söylüyorlar.
3. Parti yetkilileri, grup başkan vekilleri de tüm olumlu demeçlerine rağmen iş somut çalışmaya gelince “ulaşılması bile güç” oluyorlar. Bu işbirliğinin gereğine inandıklarından kuşkuluyuz.
4. Gerek TBMM başkanı, gerek AB ve sivil toplumla ilgili Devlet Bakanı geniş katılımlı toplantılar yaptılar ama arkası gelmedi, gazetelere bir günlük bir haber olduğuyla kaldı. işbirliğinin sürdürülmesi ve geliştirilmesi için randevu isteklerimiz bile yanıtsız kaldı. Sivil toplum böyle toplantılara çağrıldığında “konu mankeni” olmak rahatsızlığıyla, gitse bile ayaklarını sürüyerek gidiyor. Yasama sürecine sivil toplumun gerçekten katılımı, yönetenlerin işlerini uzatacak, zorlaştıracak bir engel gibi algılanıyor.
5. Yönetenler, kendi parti teşkilatları üzerinden halkın nabzını sürekli olarak tuttuklarını sanıyorlar. Öyle olsaydı, daha önce Türkiye’yi yönetirken bir seçimde yerle bir olan o koskoca partiler yok olup gider miydi? Seçilenlerin seçmenle ilişkisi, sinir sistemi tek taraflı çalışan –hep mutlu haberleri veren- bir vücuda benziyor. Zaten vekillerle halkın doğrudan ilişkisi, çok yoğun bir şekilde bireysel taleplerin (işe sokma, terfi-tayin, hastasını hastaneye yerleştirme) karşılanması için gerçekleşiyor. Daha üst düzeyde ise korporatif kurumlar (Odalar, Barolar, Sendikalar) ele geçirilerek “sivil toplum” dizginlerinin kontrolünü sağlamak şeklindeki klasik metotlar ne yazık ki hala revaçta.
B. İğneyi bir de kendimize batıralım:
1. Sivil bilincin yaygınlaşmasına ihtiyaç var. Yurttaş, kendi seçtiklerini denetleyebileceğine hala pek inanmıyor. “Bu iş ancak milletvekilleri gelirse yürür, ama gelmezler ki” diye düşünüyor. Kendi bireysel işini parti ve milletvekili aracılığıyla çözmeyi daha gerçekçi buluyor. “O vekilse müvekkil de biziz. Müvekkiline ayda birkaç saati ayıramayan bir vekil olabilir mi?” düşüncesi başlangıçta herkesi yadırgattı. Ama bizi en çok cesaretlendiren şey, bu düşüncenin giderek yaygınlaşması ve milletvekillerinin devamsızlığına rağmen FORUM’ları dağılmayışı, tam tersine yoğunlaşması, birbirine kenetlenmesi.
2. “O varsa ben yokum” alışkanlığıyla boğuşmak zorundayız. Bir konuda anlaşamadığımız kişi veya kurumlarda bir başka konu için birlikte çalışmak neredeyse ihanet sayılıyor. Oysa toplumda onun da yeri var, ötekinin de. Kendi gibi olmayanı susturmak, yok saymak hatta yok etmeye çalışmanın çıkmaz sokağında yıllar ve canlar kaybettik. Artık birbirimize –beğensek de beğenmesek de- tahammül etmek, daha da ötesi “anlaştığımız konuları” gündemimizin ön sıralarına taşıyarak birlikte çözüm bulmak kültürünü edinmeli, yaşama geçirmeliyiz.
3. STK’larda görev birkaç kişinin sırtında. Adı ve temsil niteliği konusunda çok duyarlı ve gururlu olan birçok sivil örgütte işler, ne acıdır ki çok az kişinin sırtına yüklenmiş durumda. Eğer yetkili kişi hasta, izinde veya başka yerde ise, toplantılara katılacak temsilci bulamıyorlar.
4. Çok kolay söz veriyoruz ve tabii çok kolay da boş verebiliyoruz. Bu da bir başka acı gerçek. Yerel FORUM düzenleyicileri her toplantıdan önce dokuz doğuruyor, acaba söz verenler katılacak mı, ya milletvekillerinin boş koltuklarının yanında STK koltukları da boş kalırsa?..
C. Ve tabii maddi kaynak sorunu:
Böyle giderek genişleyen bir işin yalnızca iman gücüyle yürümeyeceği açık. Finans kaynakları ise Türkiye’de var olmasına var ama bu gibi işlere yok. Biz de gerekli finansmanı bölük pörçük, önce bir miktar Norveç’ten, daha sonra bir miktar da İngiltere’den sağladık. Bir yıl böylece genişleye genişleye sürdürülebildi. İkinci yıl hedef daha da genişledi ve Norveç ve İngiltere’nin yanında başka kaynaklara da başvurduk. Ana prensibimiz çok net: Kim projemize müdahale etmeye kalkmadan bize finans sağlarsa alırız. Gerisini veren düşünsün! Yani “Bu iş kimin parasıyla döndürülüyor, arkasında hangi güçler var?” polemiklerinden korkmuyoruz. Sivil çalışmaların en başta gelen ilkelerinden birisi “Açıklık”, biz de hem proje bütçesini hem de finanse edildiği kaynakları yenilenmekte olan web sitemizde açıklayarak bu gibi tartışmaları noktalayacağız.
Tabii ki asıl hedefimiz, ülkemizdeki demokrasiye katkıda bulunacak bir projenin de kendi bünyemizden sağlanması. Başlangıçta bir “inandırmak” meselesi, bir “güven sorunu” olacağı açıktır. Ancak azimli ve ısrarlı bir çalışma ile kendimizi kabul ettirince –hele taraflar bu işin yararlarını yaşayarak gördükçe- finans sağlanması da sorun olmaktan çıkacaktır. Her il kendi forumunun masrafını rahat rahat sağlayabilir. Şu anda bile, masraf doğurabilecek birçok noktayı katılımcılar sağlıyorlar. Örmeğin hiçbir toplantı için salon kirası ödemedik. Ya odalardan, ya da sendikalardan biri salonunu seve seve ve ücretsiz olarak bize açıyor. Şimdi belediyelerin giderek artan destekleri –salon ve araç sağlanması, toplantılara sevilen kişilerin konuk kolaylaştırıcı olarak davet edilmesini üstlenmek gibi- çalışmaların hem kolaylaşmasına hem yaygınlaşmasına katkıda bulunuyor. Ana ilkelerimizi ve özerkliğimizi korumak kaydıyla her türlü katkıya ve yardıma açığız, kimden gelirse gelsin.
Üretilen çözümler:
1. Boş koltuklar: Milletvekillerinin koltukları, gelmemeleri halinde boş bırakılıyor. Basın da fotoğrafları çekip yayınlıyor. Buna gücenen, “Neden bizi teşhir ediyorsunuz?” diyen vekiller oldu. Ama aslında biz bir şey yapmıyoruz ki; ortada bir olumsuz görüntü varsa, toplantılara katılmayarak, koltuklarını boş bırakarak onlar yapıyor. Biz sadece onlara “Bizden oy alıp TBMM’de vekilimiz olan kişi sizsiniz. Tabii ki yerinizi başkası dolduramaz. Lütfen gelin ki boş kalmasın” diyoruz. Ama aynı şeyi, FORUM’a katıldığını bildirdiği halde temsilci göndermeyen sivil toplum örgütleri için de yapmalıyız, tutarlı olabilmek için, artık yapıyoruz da!
2. “O varsa ben yokum” diyenlere? “Eğer bu nedenle gelmezseniz çok üzülürüz, yeriniz boş kalır ve biz de bir eksilir, güç kaybederiz. Sizin yeriniz hep var olacak ve sizin dönüp doldurmanızı bekleyecek. Ama bunlar “öteki” için de geçerli, çünkü onlar da bu ilde var, o halde bu ilin ‘aile fotoğrafı’nda yerleri de olmak zorunda. Siz zaten onunla yan yanasınız, bu kentte birlikte yaşamıyor musunuz?” diyoruz. Kuşku duyanlara, bir süre izlemek isteyenlere ise gücenmiyoruz. Geçmişte ne gibi olumsuz deneylerin onları yoğurdu üfleyerek yemeye ittiğini tahmin edebiliriz. “Öyleyse bir süre gözlemci yolarak izleyin. Güveninizi kazandığımız gün buyurun, yeriniz boş ve sizi bekliyor” diyoruz.
3. Artık her ilde aynı zamanda: Her ayın ilk Cumartesi günü! (Kocaeli ve Sakarya istisna. Bu illerdeki FORUM’lar gene aynı hafta sonu, ama bir gün önce, her ayın ilk Cuma akşamı). Bundan şu yararları umuyoruz:
1. Kolay akılda kalacak, unutulması çok daha zor.
2. Aynı günlerde güncel konular da aynı, yani tüm iller muhtemelen 1 yada 2 konuyu konuşacak.
3. Bu toplantıların raporları web sitesinde yan yana gelince karşılaştırma olanağı sağlayacak.
4. Özellikle gazeteciler için büyük kolaylık: “Türkiye filanca konuda neler düşünüyor?”
5. Tabii bu aslında hem bizim için hem de halkın nabzını tutmak isteyen partiler için kolaylık.
Bizden bilgiler şimdilik bu kadar. Proje ve işleyişi hakkındaki görüş ve eleştirilerinizi bekliyoruz.
Tabii etkin katılımınızı da…
Sevgi ve saygılarımızla,
Şanar Yurdatapan
TBMM / FORUM OÇG mutfak ekibi adına
|