Evet, inanmayacaksınız ama çocuklar, bir zamanlar vallahi böyleydi.

Hayır, hayır, yeniçerilerden söz etmiyorum, Osmanlı zamanı değil, Cumhuriyetten 86 yıl sonra çekildi bu fotoğraflar. Gazeteler bastı, TV kanalları gösterdi, Internette bütün dünyaya yayıldı.

Evet, o zaman askerler, hoşlarına gitmeyen bir şey oldu mu hemen bir muhtıra yayınlar, ortalık birbirine girer, hatta hükümetler düşerdi. Bir general, bomba atarken suçüstü yakalanan bir ajan için “Tanırım iyi çocuktur” dedi mi akan sular durur, açılmış davalar askeri mahkemeye havale edilip sonra da örtbas edilirdi. Davayı açan savcı da işinden olur, hatta bir daha avukatlık bile yapamazdı.

“Askeri Mahkeme” ne mi demek?
Doğru, öyle ya, aklınız almıyor şimdi. Ama o zaman öyleydi işte.

Yargı iki başlıydı. Adli mahkemelerin yanı sıra bir de askeri mahkemeler, hatta askeri Yargıtay bile vardı. Yoo, sadece askerlerin askerlikle ilgili disiplin işlerine bakmak için değil, bayağı ceza mahkemesi gibi çalışırlardı. Evet, ben de yargılandım askeri mahkemelerde, iki ay da hapis cezası aldım. Sonra? Tabii Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu yüzden Türkiye’yi mahkum etti. Ama onların umurunda değildi ki, utanmıyorlardı ki!..

Hadi, bırakın şimdi, yukarıdaki basın toplantısında neler söyledi, sonra neler oldu, belge miydi, kağıt parçası mıydı, sahte miydi, gerçek miydi, albay neden tutuklandı, nasıl serbest bırakıldı… Sizin bugünkü aklınız o günün zırvalıklarına ermez. Hem anlayıp da ne yapacaksınız, utanç vericiydi işte.

Bakın size o günlerden eğlenceli bir mahkeme hikayesi anlatayım.

Hani Genelkurmay Başkanı o basın toplantısında “‘Askeri mahkemeler tarafsız değildir’ iddiaları çok çirkin, ayıp. Kimse askeri savcının bağımsız olmadığını söyleyemez” demişti ya, ben söylemiştim: “Askeri mahkemeler de, savcıları da, hakimleri de bağımsız değildir, olamaz da. Çünkü onlar “önce asker”dir…”

YIL 2001, AYLARDAN EYLÜL, ANKARA'DA, GENELKURMAY ASKERİ MAHKEMESİNDEYİZ

Önce tanıklar listesi: (Soyadı alfabetiğine göre)

Cengiz Bektaş (Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı),
Yılmaz Ensaroğlu (Mazlumder Genel Başkanı),
Siyami Erdem (KESK Genel Başkanı),
Vahdettin Karabay (DİSK Genel Başkanı),
Ömer Madra (Açık Radyo Yöneticisi),
Etyen Mahçupyan (Gazeteci),
Lale Mansur (Oyuncu),
Atilla Maraş (Yazarlar Birliği Gen. Bşk.),
Ali Nesin (Matematik Profesörü),
Zuhal Olcay (Oyuncu),
Hüsnü Öndül (İnsan Hakları Derneği Gen. Bşk.),
Yavuz Önen (Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve TMMOB Genel Başkanı),
Erdal Öz (Yazar, yayıncı),
Salim Uslu (Hak-İş Gen. Bşk.),
Şanar Yurdatapan (Müzisyen).

Bu kişiler bu olayın sadece tanığı değil, Genelkurmay Askeri Mahkemesinde görülen “Düşünceye Özgürlük 2000” adlı kitabın yayıncıları olarak “sanık” konumundaydılar. Suçumuz, “suç sayılan bir yazıyı tekrar yayınlamak”tı, vicdani red’ci Osman Murat Ülke’nin askere gitmeyi reddederken yayınladığı basın bildirisini tekrar yayınlamaktan yargılanıyorduk. Tıpatıp aynı yazıyı yayınlama suçundan ben bir yıl önce aynı salonda yargılanmış ve 2 ay hapis cezası almıştım. Demek ötekiler 2 şer ay, ben aynı suçu bir daha işlediğim için en azından 4 ay ceza alacaktım.

Ama eğlence mahkemenin konusuyla değil, izleyicilerle ilgiliydi. Salondaki 20 koltuktan 17'sini önceden dolduran garip izleyicilerle. Nerden çıktıkları ve nereye gidecekleri belli olmayan esrarengiz izleyiciler!